MUHAMMED RESUL, "KUR'AN BANA YETER" DİYORDU
MUHAMMED RESUL, "KUR'AN BANA YETER" DİYORDU

MUHAMMED RESUL, "KUR'AN BANA YETER" DİYORDU

03-01-2025

Rahman ve Rahim olan Yüce Allah'ın adıyla...

Başlık çok çarpıcı ve iddialı gibi görünse de aslında hiç de öyle değil.

Ahkaf 9. ayette Yüce Allah, Muhammed Resul'e hitaben "De ki" diye söze başlamıştır. Yani Ahkaf 9. ayette geçen sözler, Muhammed Resul'e bizzat Yüce Allah tarafından söylenmesi emredilen ve bu sınırdan dışarı çıkması yasaklanan kuralın, ilanı niteliğindedir. Ayetin meali şu şekildedir:

(Diyanet Meali)Ahkaf 9:"De ki: “Ben türedi bir peygamber değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”

Hemen şunu belirtelim. Kur'an'da Muhammed Resul'e hitaben söylenen ve Muhammed Resul ile ilgili tüm ayetlerde "vahiy" kelimesi, sadece Kur'an ile bize aktarılan vahye atfen gelmiştir. Mezhepçilerin "gayri metluv vahiy" olarak ortaya attıkları ve Kur'an dışı vahiy olarak nitelendirdikleri hiçbir vahye, Kur'an'da atıf yoktur!

Muhammed Resul'ün, "bana vahyedilene uyarım" dediği Kur'an ayetlerinden ibarettir. Bunun aksini düşünmek ya da iddia etmek, Aziz Peygambere en açığından bir iftira, Yüce Allah'a en alasından bir hakarettir!

Kaldı ki, ayette geçen diğer kelimeler de açıkça burada vahiyden kastın Kur'an ayetleri olduğunu desteklemektedir. Nitekim ayette "resul" kelimesi geçmektedir ve bir çok yazımızda belirttiğimiz üzere resul kelimesi "elçi" manasındadır ve bir resulün tek görevi, "aktarılması emredilen mesajı iletmek"tir. Yani resul, vahyin muhatabına dair bir kavramdır. Dolayısıyla Muhammed Resul, sadece Kur'an ayetlerini iletirken "resul"dür, elçilik görevini yapıyordur. Zira zaten Muhammed Resul bir nebidir, yani Yüce Allah'tan vahiy almaktadır ve hayatı boyunca "Yüce Allah'tan vahiy alan kişi" sıfatına haizdir. Ama sadece Kur'an ayetlerini ilan eder iken, insanlara iletirken "resul'dür.

Bundan dolayı eğer, bir kısım mezhepçilerin dediği gibi, gayri metluv vahiy olarak nitelendirilen vahiyler de burada söz konusu olsaydı Yüce Allah, resul değil nebi kelimesini ayette geçirirdi. Çünkü nebi, peygamberlerin insanlara iletilmesi emredilen ayetler dışında, Yüce Allah ile arasında geçen vahiyleri de kapsayan bir kavramdır. Bu itibarla Muhammed Resul'ün, Kur'an ayetleri dışında vahiy meleğinin ilettiği ve Yüce Allah'tan bizzat iletilen ayetlere dair makamı, Resullük değil Nebilik makamıdır. Bundan dolayıdır ki, insanlığa iletilecek mesaj söz konusu olduğunda yani Kur'an ayetleri bahis mevzuu ise Muhammed Nebi, Resul makamında bulunmuş olmaktadır ve "resul" olarak anılmaktadır.

Dolayısıyla ayette resul kelimesinin geçmesi ile Muhammed Resul insanlara iletmekle görevli olduğu Kur'an ayetlerine yani vahyoluna uymakla yükümlüdür ve bu hususu açıkça ve ayrıca ilan etmesi, Yüce Allah tarafından açıkça "De ki" kelimesiyle emredilmiştir.

Gayri metluv vahiy ile Muhammed Resul'e bir çok başka sırların verildiğini ilan edenlere tokat gibi bir cevabı da içerisinde barındıran ayette Yüce Allah, tüm çağlarda bu iftirayı Muhammed Resul'e yapıştıranlara hitaben "Bana ve size ne yapılacağını da bilemem." sözünü, bizzat Muhammed Resul'ün ağzından söyletmiştir.

Ve yine mucizevi bir şekilde ayetin son cümlesinde "Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım." ayeti ile tüm tartışmalara son verilmesini dileyen Yüce Allah, bugün aksini söyleyenlere hatta Muhammed Resul'ü tanrılaştırarak (!) aksini iddia edenlere bizzat Muhammed Rasul'ün ağzından bu sözleri söyleterek gereğini yapmıştır.

Aslında bu, Yüce Allah'ın sünnetullahıdır. Çünkü aynı durumu, Meryem oğlu İsa Resul'de de görmekteyiz. Nitekim Maide 116. ayette, İsa Resul'e ahirette sorulacak olan/sorulan soruya gerek kalmaksızın, Muhammed Resul'e bu husus açıkça söylettirilmiş, bu durum ayetle kayıt altına alınmış, bir anlamda ayetle Yüce Allah ikazda bulunarak, inananları aynı hataya düşmemeleri için uyarmıştır. Bu ikazı ayete bağlayan Yüce Allah, ahirette Muhammed Resul'e, nebi ve resullükten öte bir makam verenlerin mazeretlerinin kabul edilmeyeceğini de açıkça ilan etmiş olmaktadır.

(Diyanet Meali)Maide 116:Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.”

Yarın ahirette sorgu sırasında, Muhammed Resul'e; sünnetiyle Kur'an ayetlerini değiştiren, hadisleriyle helal-haram koyan, Kur'an'daki bir çok hükmü değiştiren bir makamda olduğunu iddia edenlere, aynı İsa Resul'e sorulduğu gibi bir soruya dahi gerek kalmadan, Ahkaf 9. ayet, dini çok iyi bildiğini iddia edenlerin suratına tokat gibi çarpılacaktır. Yüce Allah, Maide 116. ayetteki gibi Muhammed Resul'e "sen mi sünnetimle ayetleri değiştirin, hadislerimle Kur'an ayetlerine ek helal-haram koyun, Kur'an ayetlerindeki bir çok hükmünü devre dışı bırakarak Yüce Allah'ın koyduğu kurallara ek kurallar koyun dedin" diye sorsa da, Muhammed Resul'ün ilk olarak Ahkaf 9. ayeti delil olarak getirip, İsa Resul'ün cevabından çok daha kesin delille "Ahkaf 9. ayetle böyle bir şey söylemediğim ve söylemeyeceğim açık" diyerek, tüm üzerine atılı iftiraları ret edeceği, aşikardır.

Aslında bu husus, mezhepçilerin kaynaklarında da geçmektedir ama mezhepçiler hep bu hususu görmezden gelmekte ve yalan yanlış tevillerle olayı kotarmaya çalışmaktadırlar. Bir çok hadiste, Muhammed Resul'ün bir yorum, söylem ya da tavsiyesi karşısında sahabeler "bu dediğin vahiy mi yoksa senin görüşün mü" diye sormaktadırlar (Nevevi, Şerhu Sahih-i Müslim, 15/116). Dolayısıyla Muhammed Resul'ün yorumu, söylemi veya tavsiyesi, eğer Yüce Allah tarafından insanlara iletilmesi istenen bir vahiy ise derhal gereğini sorgusuz yerine getirmek zorunda kalacak olan sahabe, yok eğer bu Muhammed Resul'ün bir görüşü ise bunu sadece bir görüş olarak değerlendirmişlerdir. Ve nitekim de öyle yapmışlar ve hadislerde de belirtildiği gibi bir çok yerde Muhammed Resul'ün görüşüne aykırı hareket etmişlerdir. Örneğin, mezhepçilerin hadis kaynaklarında geçen özellikle Ömer bin Hattab'ın Muhammed Resul'ün bir çok kararına muhalefet etmesi, savunma savaşı mı yoksa saldırı savaşı mı yapılsın diye tartıştıklarında sahabenin, Muhammed Resul'ün görüşünün aksi yönde karar almaları, hurmaları aşılarken Muhammed Resul'ün dediğini yapınca hurma ağaçlarının iyi ürün vermemesi üzerine hesap sormaları gibi bir çok hadis, sahabenin "bunu söyleyen Muhammed Resul'dür, O vahiysiz hareket etmez, O'nun her hareketi vahiyledir, O ne derse yapmak zorundayız" gibi bir tavrı hiç sergilememiş oldukları, bunun aksini savunanların kaynaklarında açıkça geçmektedir.

Sözün sonuna geldik. Ayetler (ve mezhepçilerin kendi kaynakları dahi) açıkça göstermektedir ki Muhammed Resul, Yüce Allah'ın emriyle, sadece ve sadece insanlığa iletilmesi emredilen vahiylere yani Kur'an'a uymakla mükelleftir ve bunu da açıkça ilan etmiştir. Bugün "Bize Kur'an Yeter" demenin, bu mesajdan farkı yoktur. Bize Kur'an Yeter çünkü, Kur'an'ın indirilme şerefine nail olan Muhammed Resul bile "ben sadece bana vahyedilene uyarım" demekle mükelleftir. Bu nedenle, O mübarek Resul'ün adını kullanarak ve O'nu referans göstererek, ayetlere aykırı dini hükümler koyan, İslam'ı esas kaynağı olan Kur'an'dan uzaklaştırıp, ne olduğu, nasıl geldiği belli olmayan sözde hadislere dayalı ve Kur'an'a aykırı bir din uyduran ve "Kur'an yetmez" diyenlerin, hiçbir şekilde geçerlilikleri yoktur. Ve kıyamet gününde, kıyama kalktığımızda, bu iddia sahiplerinden şekvacı olacağımızı burada, Yüce Allah'ın emirlerini barındıran Kur'an'a dayanarak, ilan ediyoruz.





E-bülten Aboneliği

Yeniliklerden ve fırsatlardan haberdar olmak için abone olun.